Doğadaki her şeyin değişmemiş Mutlak Saf Şuur Alanında bir kökeni vardır. Bu alandan tezahüre uzanan ilk yayılma, genelde Tanrı denilen Varoluş, Farkındalık ve Güç ile yüklenmiş Şuur‘dur. Tanrı’dan bir yaratıcı güç akışı (Om) şu dört unsur ile tezahür eder : titreşimsel bir frekans, maddeyi tezahür ettirecek potansiyelde tanecikler, uzay ve zaman. Bu, evreni ve vücutlarımızı özünü oluşturan ilksel doğal alanıdır.

Bizim kökenimiz de yine Mutlak Saf Şuur’dadır. Gerçekte, Şuur biz ne isek odr. Başlangıçtan veri var olan ilksel doğanın alanında parlayan Tanrı’nın nurlu ışığı, bireyselleşmiş ışınlar veya tanrısal şuurun birimleri olarak yansır. Daha sonra bireyselleşmiş ışınlar ya da tanrısal şuurun birimleri zihin ve madde ile daha çok özdeşleştiğinde, canlarımız olarak belirlenir. Canlar sadece zihin ve madde ile ilişkilidir veya onlarla özdeşleşirler, zihin ve maddeye dönüşmezler.

Her canın özü, yani gerçek Ben’imiz, daima Saf Şuur olarak bireyselleşir. Bunu unutmamamız gerekiyor çünkü bu, kendini zihin ve vücut yoluyla ifade eden ruhsal varlıklar olduğumuz anlamına geliyor. Bizler, işte bu yüzden, zihin ve vücuttan daha üstünüzdür. Bu nedenle, hiçbir zaman zihinsel veya maddesel durumların veya koşulların çaresiz ürünleriymişiz gibi düşünmemeli, inanmamalı, hissetmemeli veya davranmamalıyız.

Doğanın üç tesirli ilkesiyle kendini daha iyi hissetmek

Eğer koşulları geliştirme ya da iyileştirme ihtiyacındaysak düşüncelerimizle, duygularımızla, davranışlarımızla ve koşullarla olan ilişkimizde kendimizi doğru perspektifte gözlemlemek yararlı olur. Böylece arzulanan dönüşüm ve değişiklikleri etkileyecek doğru kararları alabilir ve yapıcı fiiller halinde uygulamaya koyulabiliriz.

Eğer sahip olduğumuz bilgiyi kullanmayı (ya da akıllıca kullanmayı) reddeder veya sonuçlara sebep olma yeteneğine sahip olduğumuzu unutursak, hayatla kurduğumuz ilişki, koşulların kurbanları olmamıza neden olacak türden hale gelir. O zaman gelişmek zorlaşır çünkü bizim ruhsal potansiyelimiz sınırlanmış olur.

kurban psikolojisi

Kendimizi doğru anlamak konusunda belli bir noktaya ulaşmamışsak, bir yandan şuurlu olarak gelişme tutkusunu destekleyecek her şeyi yapmaya gayret gösterirken, bir yandan da şuursuzca çaresizmişiz ya da mutluluğumuz tamamen dış etkenlere bağlıymış gibi bir hataya yapışıp kalarak bütünselliğe dönüşümüze müdahale ederiz.